Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in düzenlediği toplantılarda sıkça kullandığı bir cümledir ‘Biz belediyeyi daha yeni yeni tanıyoruz’ cümlesi.
Başkanın bir buçuk yılı aşkın süredir görevi başında olduğu düşünüldüğünde pek de inandırıcı gelmiyor insana, ama her defasında daha çok şaşırdığımız bir örnekle bu savını güçlendiriyor Bozbey.
Bu kez Kasım ayı aylık değerlendirme toplantısının ortasında ‘Nilüfer çayını en çok kirletenlerden biri Bursa Büyükşehir Belediyesi olarak biziz!’ deyiverdi başkan.
Haydaaa…
Gel de şaşırma…
Yahu hani temizleyecektik, hani kaçak deşarjların önüne geçmek için tespit edilen noktaların ağızlarına beton dökülmüştü, hani ensesindeydik Nilüfer Çayına içindeki kiri boşaltanların…
İşlerin bu kısmı doğru da yeni öğrenilen mesele bambaşka…
Başkanın “Halen daha Bursa’nın çöp depo sahasının sızıntı suyu Nilüfer’e gidiyor. Daha neyi konuşuyoruz?’ sözleri gündemi çevre olan gazeteciler için soğuk duş etkisi yaptı salonda.
1995 yılında kurulmuş, bir dönem 2 bin 700 tona kadar çöpü bağrında saklamış ve ahir ömrünü doldurmakta olan Hamitler Çöplüğünün sızıntı suyu şırıl şırıl akıyormuş Nilüfer Çayına…
Sızıntı suyunun yüksek kirlilik yüküne sahip olduğunu ve muhakkak deşarj kriterlerine ulaşarak tahliye edilmesi gerektiğini de ayrıca belirtelim.
‘İtirafsa itiraf!’ diye başlamıştı konuyu anlatmaya Başkan Bozbey, hakikaten ciddi bir itiraftı bence de…
“Biz Nilüfer Çayı’nı kirletenlerin başında geliyoruz, BUSKİ olarak, Bursa olarak. Yeni yeni öğreniyoruz birçok şeyi. Daha sonra diyoruz ki, sanayiciye atıyoruz topu ya da vatandaşa atıyoruz topu. Hayır, biz önce kurum olarak, Bursa Büyükşehir Belediyesi olarak dereleri kirletmemeyi, çevreyi kirletmemeyi sağlamak zorundayız. Bunun sorumluluğu içerisindeyiz.
Bir bakanlık toplantısı nedeniyle İstanbul’a davet etmişlerdi, biz de bir sunum yaptık müsilajla ilgili. Bizim sunumda biz diyoruz ki; biz Bursa’nın suyunun %94’ünü arıtmadan veriyoruz. En yüksekte biz görünüyoruz. Benim de koltuklarım kabardı, ama gerçeğin öyle olmadığını maalesef işin içine girince öğrendik.
Niye kandırıyoruz, gerek yok ki…
Arkadaşlar halen daha, Görükle’nin attığı sızıntı Nilüfer’e gidiyor. Bakın söyledim; çöp deposu sahasının süzüntü suyu gidiyor.
Kendi doğduğum Özlüce’de arıtma tesisi var. Kendi köyümüzün atığının Ayvalıdere’ye aktığını bundan iki ay önce öğrendim. Kontrolleri, tespitleri artırdıkça bunlara rastlıyoruz. 70-80 milyonluk yatırım gerektirecek. Yapmak zorundayız. Bugüne kadar niye yapılmadı?
Atığı komple dereye veriyorsunuz. Sonra dere temiz akmaz tabii. Çuvaldızı kendimize, iğneyi karşıya batıralım. Bunları tamamlarsak ve bir gram suyu arıtmadan Nilüfer Deresi’ne vermezsek işte o zaman ‘Sen atıyorsun. Hesabını sorarız’ diyebiliriz. Geleceğe karşı sorumluluğumuz çok büyük” diye bitirdi.
Vallahi ağzım açık kaldı…
Tam 30 senedir Bursa’nın çöp suyu Nilüfer Çayına mı akıyormuş?
İnanılır gibi değil…
Sonra da biz sanayi atıkları ve evsel atıkların denize boşaltılması ile birlikte küresel ısınmanın da etkisiyle oluşan o yapış yapış görüntüsü, içinde ne olduğunu bilmediğimiz çirkin haliyle sahillerimizi istila eden müsilaj ne zaman tamamen ülkemizin kıyılarını terk eder diye düşünelim…
Hatırlayınız, geçtiğimiz haftalarda BUSİAD, Nilüfer Çayı’na ilişkin bir rapor hazırlamış ve Bursa kamuoyu ile paylaşmıştı. Katılamadığım toplantının raporu elime ulaştığından biliyorum ki, bizim Nilüfer Çayı olarak bildiğimiz sıvının artık bir çay olmadığı gerçeğini söylemişlerdi yüzümüze yüzümüze…
Çünkü çay dediğiniz doğa oluşumunda suyun akışkanlığı beklenir, oysa Nilüfer Çayı artık bir su olarak tanımlanmaktan öteye geçmiş. Hasılı kelam, Nilüfer Çayı dediğimiz yerde bir sıvı akışkanlığı var, ancak o sıvı artık su olarak tanımlanmaktan çok başka bir noktada…
Çayı kirleten odaklar arasında endüstriyel tesisler, tarımsal kaynaklar ve atık sular, foseptikler, hayvansal gübre sızıntıları gösterilmişti, biz buna şimdi Bursa çöplüğü suyunu da ekleyip kompozisyonu tamamlıyoruz.
Hani derler ya şahtık, şahbaz olduk diye; tam o misal…
İşin bir de çöplük kısmı var ki, evlere şenlik.
Yarın da çöplük meselesini ele alalım…




