Bursa’nın hak ettiği payı alamamış olması hususu bu köşede sıklıkla dile getirilir malum…
Çünkü Bursa bir sanayi şehri olduğu halde şehirde faaliyet gösteren firmaların büyük bölümü kendilerine İstanbul’da bir ofis tutarak şirketlerinin merkezini İstanbul’a taşıdıklarından vergilerini de İstanbul’a öderler. Havasını, suyunu, toprağını, yolunu kullandıkları Bursa’nın vergi diliminden aldığı pay sırf bu nedenle bile hak ettiğinin çok altında kalır.
Benzeri bir durumu turizm açısından da yaşıyoruz…
Geçtiğimiz günlerde Kasım ayını değerlendirmek üzere basın mensupları ile bir araya gelen Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in aktardığı bilgilerden yola çıkarsak şehrin gecelik konaklama oranı 1.4! ‘Hadi yuvarlayalım 1.5 olsun…’ dedi Başkan konuyu anlatırken esprili bir dille.
Oysa gayet iyi hatırlıyorum Alinur Aktaş döneminde gecelik konaklamanın 1.8 olduğu vurgulanıyordu. Bu konaklama sayısına şehrimize iş için gelip konaklamak durumunda kalan iş insanlarını da katarak ulaşmışlar. Şehri görmek için gelenler ortalama bir buçuk gece kalıp gidiyor yani.
Başkanın; “Bursa turizm açısından maalesef beklediği, arzu ettiği, hak ettiği payı alamayan kenttir!” cümlesini çok önemli buluyorum, çünkü bunu hak etmediğimizi düşünüyorum.
Hanlar Bölgesi, Ulucami, Gölyazı, Aktopraklık, Papanın ziyaretiyle birlikte adını tüm dünyaya duyurmaya hazırlanan İznik…
“Mesela…” diyor Başkan; “İznik’e gelenler İstanbul’dan geliyorlar; otobüsle o alanlara uğruyorlar, tekrar İstanbul’a dönüyorlar. Bursa’nın bir pay kaptığını söylemek mümkün değil. Yani Bursa mevcut turisti burada ağırlayamadığımız için turizm gelirlerinden en düşük payı alan kent!”
Teşhis doğru da tedavi…
Aslında turistik açıdan dünyanın tanıdığı birkaç lokasyonu incelemek bile insanın ufkunu açıyor bu konuda.
Mesela benim rüyalarımı süsleyen şehir Prag, tarihi dokusunu muhafazada son derece özenli, bu dokunun içine turistin konaklayabileceği, yiyip içebileceği, eğlenebileceği mekanları yerleştirmekte de bir o kadar mahir görünüyor.
Şehirlerin ilk kuruldukları pek çoğunda ‘eski şehir merkezi’ olarak adlandırılan bölgelerinin tamamen yayalaştığını, araçla ulaşımın bu bölgelere yakın mesafelere yapılabildiğini belirtmekte yarar var.
Şehirlerinde yaşamış ve dünyaya mal olmuş tüm kimliklere sahip çıkıyorlar. Prag’ın bir bölümü Kafka’nın etrafında şekilleniyor adeta. Bursa’da mahpusluk yapmış Nazım Hikmet’in 12 yılını geçirdiği cezaevini bir müze olarak değerlendirmek yerine paldır küldür yıkmamızla meşhuruz biz.
Hapiste marangozluk yapan ve cezaevi yönetimine yardım eden, Bursa mahpusluğu sırasında pek çok ismin sanatla buluşmasına vesile olan, Bursa için bence büyük öneme sahip bir ismin kaldığı hapishane neden yıkılmış mesela?
“Müzeye gittiniz, görecek alanlara gittiniz; akşam ne yapılıyor? Akşam bir yere yemek için gidiliyor, orada para harcanıyor. Bizde gelen turist Tophane’ye, Ulu Cami’ye karşıdan bakıyor, Yeşil’e geçiyor. Yeşil’in orada otobüsten indiriyorlar yolcuları. Orada ‘Bir saat mola’ diyorlar, bir saat sonra otobüse binip ver elini İstanbul ya da başka bir yer! Bunların önüne geçmemiz lazım. Bursa bunu hak etmiyor!” diyor Başkan.
İyi diyor, hoş diyor da Bursa’ya gelen turist Ulucami’nin civarında camiye karşıdan bakmaktan başka ne yapacak? Hediyelik eşya desen yok, kafe restoran desen yok…
Tophane desen öyle…
Hele hele Hanlar bölgesi ve Yeşil…
Bölgenin akşam karanlığı çöktükten sonra kent sakinlerini de tedirgin eden havasını ortadan kaldırmak için Yıldırım Belediyesi Mimarlar Odasına danışarak bir proje yarışması yaptı hatırlarsanız. Mesele buraları akşam saatlerinde de yaşatabilmek…
Son günlerde Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz ve Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in en ortaklaştıkları konu sanırım kendi bölgelerine ait tarihi mekanların gece ıssızlığına terk edilmemesini sağlamak.
Pek çok ülkenin temsilcilerini şehrimizde ağırlayarak Bursa’nın tarihi ve turistik güzelliklerine dikkat çektiklerini söylüyor Bozbey. Ben bu işin sadece ülke temsilcileri ile çözüleceğini düşünmüyorum. Bu işin yolu turisti eğlendirebilmekten geçiyor.
Turist eğlence, güzel yemek, güzel müzik, iyi tiyatro, konser, gece hayatı, şovlar bulabilirse kalır, aksi halde tüm bunları bulacağını düşündüğü İstanbul hepi topu 1 buçuk saat mesafede…




