Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Sky News Arabia’ya verdiği röportajda bölgesel ve küresel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Fidan, Beşar Esad’ın ülkeyi terk etmesinin ardından Suriye’de ortaya çıkan yeni tabloya yönelik yürütülen diplomatik temaslar ve Türkiye’nin yaklaşımını anlattı.
Bakan Fidan, Türkiye’nin ve bölge ülkelerinin Şam’da yönetimi devralacak yapıya bakışının kişi isimlerinden bağımsız olduğunu vurgulayarak, net ilkeler çerçevesinde hareket edildiğini söyledi. Bölge ülkelerinin ortak beklentilerinin bulunduğunu belirten Fidan, bu kapsamda 4 temel öncelik üzerinde uzlaşı sağlandığını ifade etti.
Bu önceliklerin; Suriye’nin komşu ülkelere tehdit oluşturmaması, terör örgütleriyle işbirliği yapmaması, azınlıklar ve dini gruplara yönelik zulme izin verilmemesi ve ülkenin toprak bütünlüğünün korunması olduğunu kaydeden Fidan, söz konusu ilkelerin Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’ya iletildiğini söyledi. Fidan, bu ilkelere uyulması halinde destek mesajı verildiğini, Şara’nın da talepleri makul bularak kabul ettiğini ve şu ana kadar izlenen tutumdan memnuniyet duyulduğunu dile getirdi.
Türkiye açısından mülteci sorunu ve terörle mücadelenin en kritik iki başlık olduğunu vurgulayan Fidan, bu yaklaşımın yalnızca Türkiye’nin değil, bölge ülkeleri ve uluslararası aktörlerin de ortak beklentisi olduğunu ifade etti.
Fidan, Avrupalı ve Amerikalı aktörlerin de sürece dahil olduğunu belirterek, görüşmelerde ortak bir duruş geliştirmeyi hedeflediklerini söyledi. Bu çerçevede Şam’daki olası bir yönetimden beklentilerin açık şekilde tanımlandığını kaydetti.
AB üyeliği değerlendirmesi
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye yönelik tutumuna da değinerek, mevcut yaklaşım değişmediği sürece Türkiye’nin AB üyeliğinin mümkün görünmediğini belirtti. Fidan, Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye karşı kimlik siyasetine dayalı bir anlayışı sürdürdüğünü savundu.
AB’nin uluslarüstü bir yapı olmayı başardığını ancak uygarlıklar üstü bir kurum haline gelemediğini ifade eden Fidan, Türkiye söz konusu olduğunda din ve uygarlık farklılığı gerekçesiyle kimlik temelli bir yaklaşım sergilendiğini söyledi.




